nanick

4/1/2008 - hrant için...adalet için...

19 Ocak'ta,
Saat Ucte,
Ayni Yerde...


Dostumuz, canimiz, hakikat anlaticimiz,
sevgili Hrant'imizdan ayrilali
tam bir yil oldu.
Koca bir yil Hrant'in gidisiyle
hayatimizdan eksilen renklerin
yasini tutmakla gecti.
Bizler bu ülkenin yurttaslari olarak,
güvercin tedirginliginde,
gercek failleri bulunmamis suikastlarla
birarada yasamaya alismak istemiyoruz.
Bu akil almaz cinayetten
nefret üretmeyen
onurlu kalabaliklar olarak,
bebeklerden katil yaratan karanliga
isik düsürmek icin,
ülkemizin aydinlik gelecegine
sahip cikmak icin,
büyük acimizin yükünü
birlikte taşimak icin,
adalet icin, baris icin,
kardeslik icin,
Hrant Dink davasinin
magdurlari ve takipcileri olarak
19 Ocak Cumartesi günü
yeniden bulusuyoruz.
Din, dil, irk, cinsiyet,
siyasi görüs farki gözetmeden,
halklarin kardesligine inanan
tüm yurttaslar yanyana geliyoruz.

Hrant icin, Adalet icin,
19 Ocak'ta,
Saat üçte,
Ayni Yerde...


www.hranticinadaleticin.com

DOSTLARI 19 OCAK'TA ...


 

www.hranticinadaleticin.com

Berlin`deki etkinligimizin duyurusu asagidagi sitede de yapildi:


http://www.hranticinadaleticin .com/etkinlikler.html





Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

24/10/2007 - cadı avı başladı!...

"'Bir grup vatandaş'la konuşulsun!


"Bu savaş yapılamamış bir darbenin bedeli mi?" diye sormuştum bir hafta önce. Cevabımı aldım. Darbe yerine son derece "meşru" yollarla seferberlik koşulları içine sokulan Türkiye'de artık savaş çığlıkları atmamak vatan hainliğiyle eşdeğer duruma getirildi. "Olağanüstü hal ilan edilsin" sesleri daha ilk günden yükselmeye başladı. Şimdi akıllarımız ve kalplerimiz bir darbenin beceremeyeceği kadar "tek tipleştiriliyor".

Saldırılar başladı
"Sınır ötesi operasyon, savaşı hiç olmadığı kadar ülke içine taşımayacak mı?" diye sormuştum bir hafta önce. Cevabımı aldım. Saldırılar başladı. Dün sekiz şehirde DTP binalarından çeşitli derneklere kadar birçok binaya "kimliği belirsiz kişiler" tarafından saldırılar düzenlendi.
İstanbul'da önceki gün bayrağa sarınmış kalabalık "bir grup vatandaş" sabahlara kadar Kürtlerin yaşadığı Tarlabaşı Mahallesi'nde insanları evlerinden dışarıya çağırdılar. Ne kadar da Maraş Katliamı'na, Çorum Katliamı'na, Sivas Katliamı'na benziyor her şey.
Karşılığında yapılan ne? "İtidal" çağrıları! Basının her seferinde "bir grup vatandaş" diyerek adını koymaktan özenle imtina ettiği bu vatandaşlar, hepimiz biliyoruz ki bu saldırılar sırasında elleriyle kurt işaretleri yapıyorlar.
Ve hepimiz biliyoruz ki bu "itidal" çağrıları onları sakinleştirmek için değil. İtidal, onların saldırdıkları insanlara "Aman siz karşılık vermeyin" demeye geliyor.
Son yirmi beş yıldır aşırı milliyetçi, şiddet yanlısı, düşünce düşmanı politikalarla zembereği kurulmuş bebekler gibi erkekler, şimdi kurma anahtarları savaş çığırtkanları tarafından salıverilince ne için kurulmuşlarsa onu yapmaya başlıyorlar.
Onlarda kurulan öfke sadece Kürtlere yönelik de değil, "galeyana gelmiş gruplar" ne kadar sol örgüt, ne kadar kilise, ne kadar dernek varsa, kendileri kadar militarist, milliyetçi, dindar olmayan ne varsa hepsine karşı saldırı hazırlığı içindeler.
Ve basın, "Aman olaylar büyümesin" diye bu saldırı haberlerini vermekten çekiniyor. Ülke, hızla ve alkışlar içinde iç savaşa sürükleniyor oysa.
MHP lideri Devlet Bahçeli, PKK'nın uzantılarının "Meclis'te, derneklerde, üniversite konferans salonlarında" olduğunu söyleyerek var olan zor durumu daha da güçleştiriyor.
Eğer, bugün "bir grup vatandaş" derneklere ya da üniversitelere girip gencecik çocukları öldürürse vebali boynunadır, bilmeli.
Hükümet, hem Bahçeli, hem Muhsin Yazıcıoğlu ile görüşmeler yapıp bu "bir grup vatandaşı" uyarmalarını söylemeli. Evet, durumumuz benim bile böyle şeyler söylememe neden olacak kadar çaresiz ve ürkütücü.
Çünkü bugün çıkan bir olayın ne Maraş'taki gibi üstü kapatılabilir, ne Çorum gibi unutturulabilir ne de Sivas gibi birkaç suçlunun cezalandırılmasıyla nihayetlendirilebilir.

Bosna'daki gibi olabilir
Öfke ve nefret, bugün Türkiye tarihinde belki de hiç olmadığı kadar derin ve canlı. Bu işin sonu Bosna'daki, Ruanda'daki gibi olabilir. İstanbul, Beyrut olabilir. İnsanlar, "milliyetçi hisleri olan normal vatandaş" olmakla komşularını öldürmek arasındaki çizgiyi akıl almaz bir hızda aşabilir.
"Bize hiçbir şey olmaz" itikadıyla yaşadık bunca yıl. O ülkelerdeki o insanlar da öyle yaşamıştı. Şimdi hepsi öldüler. Çocukları Avrupa'da hayalet mülteciler olarak dolaşıyorlar.
Kuzey Irak'a operasyon yapılacak. Ne kadar savaş karşıtı olsak da, şu günlerde sesimizi çıkarırsak lince uğrayacağımızdan sesimiz çok duyulmayacak. O konuda ok maalesef yaydan çıktı.
Belki bu karar, karar verenleri bile aşıyor. Ama bizim hiç değilse savunacak bir iç barışımız olabilir hâlâ. Bu barışı bozacak olanlara benim, bizim sözlerimiz ulaşmıyorsa sesi onlara ulaşacak olanlar konuşabilir."

Ece Temelkuran

http://www.milliyet.com.tr/2007/10/24/yazar/temelkuran.html

Yorum (6) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

10/10/2007 - artık kimse intikam istemiyor!

Artık kimse intikam istemiyor!


'Baba başımın üzerinden mermiler geçiyor' Mehmet, Şırnak'ın dağlarından böyle demiş babasına ölmeden önce.
Bayram'ın dedesi Mehmet Güzel:
"Hep garibanın çocukları ölüyor" diye bağırmış cenazede.
21 yaşındaki Emrah'ın babası "Kiminle savaştığımız belli değil. Çocuklarımıza yazık" demiş.
22 yaşındaki Mehmet Coşkun hamalmış askere gittiğinde. Sınır birliklerine gönderildiğinde "Beni bir süre aramayın" demiş. Adları ve yaşları aynı olan Mehmet Uyar'ın evindeki gibi Mehmet Coşkun'un da evinde Kürtçe ağıtlar yakılmış. Fetullah Selçuk'un evinde de.
Belki ben de tıpkı onlar gibi yirmilerimin başında olsaydım söyleyemezdim bunu, ama ölenlerin hepsi daha çocuk değil mi?
Ben otuzlarımda olduğum için onların çocuk olduğunu görüyor ve her birinin ölümüne bir çocuğun ölümü gibi üzülüyorsam bu ülkeyi yönetenler, bu savaşı yönetenler onları nasıl sadece asker gibi görüyor? Nasıl görebiliyor?
Kaçımız şu anda bu ülkenin yönetiminde söz sahibi olsaydık bu çocukları ölmeye, kesintisiz ölüvermeye gönderebilirdik? Kaçımız yıllardır durmayan bir ölüm makinesinin ağzına bu çocukları verebilirdik? Kaçımız bu ülkenin yönetiminde söz sahibi olsaydık uyku uyuyabilirdik?

Annelere sorarsanız
Birçok Mehmet'i almış ve daha çok Mehmet alacak olan bu makineyi durdurmanın yolu yeni Mehmet'leri ölüm tarlalarına yollamak değil, bunu bu ülkede herkes biliyor. Artık bunu çocuklarını bu savaşa vermiş aileler de biliyor.
Arada çıkıp, hiçbir bedel ödemeden ucuz milliyetçilik yapanlara değil o annelere sorarsanız size, "Gidip intikam alın" demeyecektir çoğu.
Başbakanımız eğer hakikaten bir referandum yapacaksa belki de bunun için yapmalı.
Siz bu savaşın durmasını istiyor musunuz, sürmesini mi, diye sorulmalı artık. Ama bu savaşın bedelini ödeyenlere sorulmalı bu soru. Ne siyasi parti liderlerine, ne komutanlara, ne mahalle kahvelerinde oturup "Kurtlar Vadisi"cilik oynayanlara; sadece bedelini ödemiş olanlara sorulmalı.
Ve savaşa gitmiş askerler; onlar anlatacaktır genç erkek çocuklarının dağların başında nasıl annelerini sayıklaya sayıklaya öldüğünü. Oralarda, elde tüfek karanlıkta koşturmanın mahalle kahvesinde ya da Meclis'te otururken atıp tutmaya benzemediğini.
Savaşın ne alçakça, ne korkunç, nasıl insanı insanlıktan çıkaran bir şey olduğunu. Bu ülkede şu anda herhangi bir şiddetli seste kendini yere atan kaç tane genç adam var, biliyor muyuz? Yıllardır bu ülke asker dönüşü ruh sağlığını yitirmiş kaç erkek üretti?

Savaşın yeni yüzü
Birçok anne ve baba, birçok savaştan dönmüş erkek çocuğu size muhtemelen şunu söyleyecektir:
"Kiminle konuşulacaksa konuşulsun bu iş halledilsin."
Bunu Şırnak'takiler de söyleyecektir, İzmir'dekiler de. Bunu Diyarbakır'dan dağa oğlunu yollayan anne de söyleyecektir, Edirne'den oğlunu askere yollayan anne de:
"Kim affedilecekse edilsin, kim konuşacaksa konuşsun ve bu ölümler bir son bulsun."
Bu ülkenin sabrı çoktan tükendi ve sanıldığı kadar intikam istemiyor artık kimse. O bölümü geçtik birkaç yıl önce.
Annelerden biri çıkıp "Ben oğlumu helal etmiyorum" dediğinde bitti o iş. Şimdi bu hikâyenin yeni bir bölümündeyiz. Bu ülkenin her yerini gezip duran bir gazeteci olarak bana inanmıyorsanız, gidip oğulları yirmi yaşına yaklaşmış, hatta doğan yeni bebekleri oğlan olan annelere sorun. Size bunu söyleyeceklerdir.
Artık kimsenin intikam istemediğini, artık herkesin sadece bu işin bitmesini istediğini ağlaya ağlaya anlatacaklardır.
Ece Temelkuran

http://www.milliyet.com.tr/2007/10/10/yazar/temelkuran.html

Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

26/9/2007 - hrant dink için

YAYGINLASTIRMANIZ RICASIYLA...


Biz bu davanin tanigiyiz!

Magduruyuz!

Takipcisiyiz!

Adalet talebiyle orada olacagiz!

1 ekim pazartesi gunu Hrant Dink'i olduren karanlik yargilanmaya devam edecek.
Katiller bu kez kacarak karanliklara karismasin diye 1 Ekim’de sabah 09. 30'da yine mahkeme onunde nobetteyiz.

Hrant Dink'i yargilayan mahkemelerin onlerinde bir avuc kisiydik.

Bedelini kardesimizi aramizdan almalariyla odedik.
Simdi, Rakel Dink'in ve Sera, Arat ve Delal'in yaninda, tipki cenazede oldugu gibi sessiz bir ses yukseltecegiz

Karanliga karsi cikan, adalet talep eden herkesi taniklik etmek icin mahkeme onune bekliyoruz.

1 ekim 2007, pazartesi saat: 09:30
Istanbul Agir Ceza Mahkemeleri, BesIktas (eski DGM
)

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

24/9/2007 - kazım koyuncu kültür merkezi kuruldu

 

KAZIM KOYUNCU KÜLTÜR MERKEZİ KURULDU

 

Kazım Koyuncu Kültür Merkezi Derneği’nin kuruluş başvurusu 20 Eylül 2007 günü yapıldı.  Kazım Koyuncu Kültür Merkezi Derneği’ne Kazım Koyuncu’nun babası Cavit Koyuncu’nun; ablası Canan Erdem,  ağabeyi Oğuz Koyuncu’nun yanısıra Şevval Sam, Vedat Sakman,Taner Öngür,  İlkay Akkaya, Hilmi Yarayıcı, Metin Kahraman, Bayar Şahin, İsmail İlknur, Nihat Aydın, Mahmut Turan, Sinan Taşkıran, Aytaç Arman, Aydın Sayman, Şule Zeytinci, Jülide Kural, Mustafa Alabora, Celal Çimen, Ali Yaylı, Yiğit Tuncay Yıldırım, Tülin Özen, Mustafa Turan, Reis Çelik, Yeşim Ustaoğlu, Ezel Akay, Sebahat Danış, Kadir Çil, Eşber Yağmurdereli, Ümit Kıvanç, Hatice Tuncer,  Sine-Sen Genel Başkanı Yusuf Çetin, Sine-Sen Genel Sekreter’i Ahmet Keskin, üyesi Zafer Ayden’in de aralarında bulunduğu 123 kişi kurucu üye oldu.

Kazım Koyuncu Kültür Merkezi’nin kuruluş süreci 31 Aralık 2006’da Halkevleri tarafından çıkarılan “Dünya’da Bir Yerdeyim” albümü ile başladı. Halkevleri, sanatçılarımızın yaratıcılıklarını n ticari kaygılar dışında başka bir anlayışla değerlendirilebileceğ inin örneğinin açığa çıkartılabileceğ ini düşünerek albümü yayınlama kararı aldı. Çok sayıda insanın emeği ile; Kazım’ın ailesi, dostları, arkadaşları ve sevenlerinin katkısıyla bütünleşerek yayına hazırlanan “Dünya’da Bir Yerdeyim” albümünün çıkış sürecinde ise, bu albümle açığa çıkacak tüm değer ve olanakların, Kazım’ın müziğini ve değerlerini, bugüne ve gelecek kuşaklara hep birlikte taşıyacak bir başka projeye; Kazım Koyuncu Kültür Merkezi’ne aktarılacağını ve kültür merkezinin katkı sunmak isteyen herkesle birlikte yaşama geçirileceğini açıkladı.

Kazım Koyuncu Kültür Merkezi’ni kurmak üzere harekete geçen tüm gönüllüler, bu süreci devam ettirme sorumluluğunu üstlerine aldılar ve yola çıktılar. Bu sürecin ilk adımı Kadıköy’de Kültür Merkezi olacak mekanın bulunması ve tadilatının başlaması ile atıldı.  Yaklaşık üç ay önce başlayan çalışmalar tamamen dayanışma ilişkileri oluşturarak ve gönüllülük üzerine kuruldu. Kültür Merkezi’nin mimari projesinin yapılmasından, dersliklerin hazırlanmasına, Kültür Merkezi’nde yapılacak atölye çalışmalarının oluşturulmasından eğitimin yöntemine kadar her sorun ortaklaşa tartışmalar sonucu ve dayanışma ilişkileri yaratılarak çözülmeye ve süreç ilerletilmeye çalışılıyor. Kuruluş süreci hakkında bilgi almak isteyenlerin yararlanması için oluşturulan www.kkkm.org internet sitesinde adım adım sürecin tamamı özetleniyor, dayanışmaya katılmak isteyenler için ihtiyaçlar  açıklanıyor, öneriler alınıyor, gönüllü olmak isteyenlerle iletişim kuruluyor.  Kazım Koyuncu Kültür Merkezi’nin kuruluş çalışmaları bu sürece katılmak isteyen; emeğini, fikrini paylaşmak isteyen herkese açık bir biçimde ilerliyor.

Kazım Koyuncu Kültür Merkezi; eşitlikçi, paylaşımcı, özgürlükçü, üretken bir kültür sanat alanının yaratılmasına katkı sunmayı amaçlamaktadır. Çalışmalarında yüzünü öncelikle kültür sanat alanından çeşitli biçimlerde dışlanan, yeteneklerini geliştirme olanaklarından mahrum olanlara dönecektir.

Kazım Koyuncu bir konuşmasında “Hayatı ileri götüren şey hayallerimiz, hayallerimizi gerçekleştiren şeyler de cesaretimiz” diyordu. Kazım Koyuncu Kültür Merkezi Derneği kurucu üyeleri ve gönüllüleri cesaret gösterip bir hayali gerçeğe dönüştürmek için elele verip yola koyuldular. Kazım Koyuncu Kültür Merkezi’nin bu hayali paylaşacak ve cesaret gösterip yaşam bulmasını sağlayacak çok sayıda insana ihtiyacı var. Kazım’ın çok önemsediği gençleri, çocukları sanatla buluşturacak eğiticilere, halk kültürlerinin yaşaması ve gelişmesi için çaba gösterecek gönüllülere, kültür sanat alanında yozlaşmaya, piyasalaşmaya karşı başka bir anlayışı üretecek sanatçılara, Kazım Koyuncu Kültür Merkezi’ni gerçek bir kültür merkezi haline getirecek emeğe ihtiyacı var.

Bugüne kadar gösterilen dayanışmayı büyütmek, “şair ceketli çocuğun” ismini taşıyacak bir Kültür Merkezi’nin en iyi şekilde kurulmasını ve çalışmasını sağlamak hepimizin sorumluluğu.. .

Kazım Koyuncu Kültür Merkezi Derneği

Geçici Yönetim Kurulu Sekreteri

Özge Ozan

 

 

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

nanick nanick :)))

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv

Arkadaşlarım

demokratblog
gurbet955
vinmor
mor
sanART50
feminist
tulaybilgin
TheLostHighway
morsayfa
DOSTER
sevilla
bilginreha
tanterosa
pratikhayat
nikaragua
karsittez
18altigenclik
yenibirinsan
selmaelma
meddah
psipsi
asivemavi36
morbulten
kerrar
guverciname
SerkanEngin
benaveris
gelecek01
guvercinameleri
hrant
dsdtext
pedal
siyah
baskinoran
baskinorangonulluleri
arkadasevibulteni
solcularbirligi
slambasi
antigone1